
Gözleri dalmış, oturduğu yerde eliyle toprağı eliyle eşeleyip duruyordu. Daldığı her halinden belli oluyordu. O kadar dalmıştı ki annesinin sesiyle bir anda korktu. Bir şaşkınlık ifadesi belirdi Meryem'in yüzünde. Annesi anlamıştı bakışlarından bir şeyler düşündüğünü.
"Nerelere gittin
yine öyle" dedi.
‘Hiiiç!’ dedi. Annesinin
inanmayacağını bile bile.
Sonra devam etti derin bir iç çekerek. Babaannemlerin bahçede koşturduğumuz günler aklıma geldi. Keşke elimizde olsa da çocuk kalabilseydik, büyümeseydik. Ağzından çıkan bu cümlelerden sonra Meryem'in yüzünde hafif bir tebessüm belirdi.
Bahar geldiğinde erikler oldu mu acaba diye hafta sonunu iple çekerdik. Önce çiçek açar, sonra o çiçekler meyveye dönerdi. Her gittiğimizde bakardık, olmuş mu olmamış mı diye.
Meyveye dönmüş mü,
yenecek kıvama gelmiş mi?
Çünkü bir anda ağaçta meyve
olmazdı. Hayatta hiçbir şeyin bir anda olmadığı gibi. Çocuk da olsak bunun
farkındaydık. Önce çiçek açarak bize işaretlerini verirdi.
O süreci kuzenlerle
sabırsızlıkla beklerdik. Önce erikler olurdu, sonra arkasından gelsin dutlar,
kayısılar...
Hele ki o dut ağacının
dalından yemek ne büyük keyifmiş meğer.
Hatta gözü kara olanlarımız kedi gibi direk ağaca tırmanırdı. Çıkamayanlar da ona özenir çıkmaya çalışırlardı.
İnsan hayatı da ağaçlardaki bu döngüye ne kadar benziyordu. Sonra Meryem'in yüzünde bir hüzün beliriverdi. Doğduğu, çocukluğunu yaşadığı topraklardan ayrıldıkları günü hatırlayıverdi. Çünkü ailece başka bir şehre taşınıyorlardı. Yakın akrabaları, kuzenleri onları yolcu etmeye gelmişlerdi. Meryem'in gözyaşları vedalaşırken gözünden akıvermişti. Ayrılık anına kadar da farkında değildi aslında. Bir heyecan vardı, eşyaları toplama telaşı vardı. Artık başka bir şehirde yaşamaya başlayacaklardı. Onunla birlikte en küçük yaştaki halası da gözyaşlarını tutamamıştı. Onların bu ağlamalarına da anlam veremiyorlardı. Fakat yola çıkıp yeni evlerine geldiklerinde o halinden eser kalmamıştı. Annesi de onun bu değişken hallerine anlam veremiyordu. Sanki o gözyaşlarını döken Meryem değildi. Onun alışamayacağını düşünürken durum hiç de göründüğü gibi değildi.
Annesi daha zor adapte olmuştu. Yeni evlerine,
yaşadıkları yere, tüm bu değişikliklere. Eski evine, komşularına özlem
duyuyordu. Öyle kolay değildi ona göre ev değiştirmek, şehir değiştirmek.
Meryem de annesinin bu durumuna anlam veremiyordu.
“Ne yapalım, günlerce yas
mı tutalım?” diyordu.
Hemen yeni evlerine, yeni komşularına, mahalleye alışıvermişti. Her gün eve geldiğinde keşfettiği yerleri anlatıyordu.
“Şurada fırın var, şuradaki
markette doğal ürünler var.”
“Şu sokakta bir butik var, vitrini çok hoşuma gitti.”
Meryem kısa bir sürede bulunduğu çevreyi keşfetmişti. Nereden ne alacağıyla ilgili kısa sürede bir fikri oluşmuştu. Annesini de hafta sonları keşfettiği yerlere götürüyordu. Ama annesi mutlaka bir kusur buluyordu ona göre. Günün sonu “Sen de hiçbir şey beğenmiyorsun ki!" ile bitiyordu.
O da beğeniyordu beğenmesine ama bir öncekini unutamamışken yenisini nasıl kabul edecekti ki? İster istemez zihninde bir kıyası vardı. Zor beğenip zor kabul eden bir yapıdaydı. Meryem de sürekli şikayet ediyordu. Ne gerek vardı hayatı bu kadar zorlaştırmaya? Fakat aradan zaman geçtiğinde annesi de yavaş yavaş duruma adapte oluyordu.
Şimdi toprağı eşelerken
uzunca bir süre annesine baktı. Birbirlerinden ne kadar da farklı olduklarını
düşündü. Ama zaman içerisinde de her hallerini anlar olmuşlardı. Biraz
zorlayıcı olsa da bir olayda nasıl tepki vereceklerini zaman içinde
öğrenmişlerdi. Eve misafir geleceği zaman annesinin vereceği tepkiyi biliyordu.
Günler öncesinden hazırlıklar yapılırdı. Bir misafir geleceği zaman evde
bir fırtına eserdi sanki.
“Ay tamam anne ya geleceklerse gelecekler. Sanki kraliyet ailesini ağırlıyoruz.” derdi. Aradan yıllar geçmesine rağmen annesi hala bu huyunu değiştirememişti. Sadece rüzgârın şiddeti biraz azalmıştı o kadar. Meryem önceleri anlayamıyordu. Ama zaman içerisinde benzer öykülerle karşılaşmıştı. Bu ve bunun benzeri zıtlıklarla dolu başka ilişkileri de gözlenmemişti.
Her insan olaylar
karşısında aynı tepkiyi vermiyordu ki...
Kimisi değişikliklere kolay adapte oluyor. Kimisi aradan aylar geçmesine rağmen zorluk çekiyor. Biraz zamana ihtiyaç duyuyor.
Hepimiz aynı tepkiyi veriyor olsaydık o zaman bu yaşadıklarımızın bir anlamı
olur muydu?
Bu zıtlıklar olmasa
farkına varabilir miydik?
Birbirimize bir katkımız
olur muydu?
Öğrenebilir miydik doğru
ya da yanlışı?
Gelişebilir miydik ya da geliştirebilir miydik ilişki kurduğumuz insanları?
En önemlisi de insan tanımanın bir sanat olduğunu...
Ve bunun kolay bir yolu
olduğunu.
💧
Deneyimsel Tasarım Öğretisi ve Karar temalı blog
Deneyimsel Tasarım Öğretisi, insanın amacını amaç edinmiştir.
Hayatta mutlu ve başarılı olmak...
Deneyimsel Tasarım Öğretisi ve Karar temalı blog
Deneyimsel Tasarım Öğretisi, insanın amacını amaç edinmiştir.
Hayatta mutlu ve başarılı olmak...

İnsanları tanımak emek istiyormuş ……öğrendikçe, uyguladıkça far edebiliyor insan.
YanıtlaSilEvimizde; televizyon, bulaşık, çamaşır makinesi kullanım kılavuzu olunca, okuyup o makinaları doğru çalıştırabiliyoruz. "Kim Kimdir Eğitimi" ile de elimizde, insanı tanıma rehberi olduğunu gördüm.
YanıtlaSilFarklı yaradılışımız, meğerse bir zenginlikmiş! Güzel bir farkındalık yazısı, elinize sağlık 🌻
Insan tanımak gercekten bır sanatmış. Ilişkileri yönetebilmekte öyle.
YanıtlaSilFarklılıklar, bu farklılıkların sebebini bilmek ve farklılıkların aslında insanın şifası olduğunu öğrenmek.. Ne kıymetli bir kazanım insan hayatı için...
YanıtlaSilİnsanın karşısındaki kişiyi nasıl tanıyacağını bilmesi büyük bir konfor. Kim kimdir eğitimi yeni bir dil öğrenmek gibi gelmişti bana. Sinirlendiğim kişilere merhametim artmıştı, daha da önemlisi kendime merhametim artmıştı. Aslında eşim, annem, babam bana gıcıklık olsun diye yapmıyormuş meğer.
YanıtlaSilYazı beni eskilere götürdü, boşuna onlara kızdığım günlere.
İnsanları ve kendini tanımanın kolayı varmış meğer "Kim kimdir" de. Kaleminize sağlık.♡
Kendi annem gözümün önüne geldi ne kadar farklı tepkilerimizin olduğu.. Farklılıkların zenginliğimiz olduğunu fark etmemiz .. Yüreğinize sağlık insan tanımanın kıymetini anlatan bir yazı..
YanıtlaSilİnsanın karşısındaki kişiyi nasıl tanıyacağını bilmesi büyük bir konfor. Kim kimdir eğitimi yeni bir dil öğrenmek gibi gelmişti bana. Sinirlendiğim kişilere merhametim artmıştı, daha da önemlisi kendime merhametim artmıştı. Aslında eşim, annem, babam bana gıcıklık olsun diye yapmıyormuş meğer.
YanıtlaSilYazı beni eskilere götürdü, boşuna onlara kızdığım günlere.
İnsanları ve kendini tanımanın kolayı varmış meğer "Kim kimdir" de. Kaleminize sağlık.♡
İnsanoğlunun gözden kaçırdığı en büyük şey; yaşadıkça,zaman geçtikçe tanırım deyip sonra pişman olmasi,nasil davranacagini bilemeyip dertlere bürünmesi...kim kimdir egitimi tam bi sifa sebebi
YanıtlaSilKaleminize sağlık. Süpersiniz 👏👏👏
YanıtlaSilBilmeyince bir ömür boş yere didişiyormuş insan... Kaleminize sağlık:) eğitimlerinizle aydınlandım...
YanıtlaSil"Hepimiz aynı tepkiyi veriyor olsaydık o zaman bu yaşadıklarımızın bir anlamı olur muydu? "Sınav olmazdı.. insan farklılıkları bilince tepkilerini de bilir hale geliyor.
YanıtlaSilInsan sinir oldugu an anlayamiyor ama hep aynı olsaydık ne kadar da sıkıcı olurduk aslında. Emeklerinize sağlık
YanıtlaSilKaleminize sağlık. Karsimizdakini ve kendimizi tanıdıkça hoşgörümüz artıyor. Farklılıkların zenginlik olduğunu fark ediyoruz
YanıtlaSilFarklılıkları fark etmek ne zor iş, ama ne de konforlu
YanıtlaSilKaleminize sağlık. Hayatın içinden çok güzel örnekler ve insanın gerçeği… İnsan tanımak bir sanat ve Deneyimsel Öğreti bu sanatı tüm gerçeğiyle, açıklığıyla ve kolaylığıyla öğretti. İnsan tanıyınca sevebilir, tanıyınca sabredebilir, tanıyınca hoşgörebilir, tanıyınca güvenebilir, tanıyınca tedbirli olabilir, korunabilir koruyabilir…. Çok teşekkürler💐
YanıtlaSilInsan ancak öğrenince kiymetini anliyor bu bilgilerin... Kaleminize sağlık :)
YanıtlaSilInsan hem kendini hem de karsisindakini tanıyınca hayat kolaylaşıyor. Bu bilgilere sahip olmak büyük konfor.
YanıtlaSil