Hakan ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya gelmişti. O günlerde evde bir sevinç dalgası almış başını gitmişti. Herkes zor bir doğum sonrasında anne, baba, anneanne ve babaanne olmanın tadına ikinci kez vardığı için oldukça coşkuluydu. Bu sevinç onlara Hakan’ı el bebek gül bebek büyütme isteği veriyordu. İlk çocuklarına yaşadıkları maddi zorluklardan ötürü yeterince ‘’ilgi’’ gösteremediğine inanan bir aile için bu doğum bir fırsattı.
Hakan ömrünün ilk yıllarına ufak tefek hastalıklarla başlamıştı. 3-4 yaşlarına geldiğinde ise alerjik astım rahatsızlığı ortaya çıktı. Bu durum Hakan ve ailesi için zor bir süreci beraberinde getiriyordu. Tedavi için özel aşı olması ve aşının da İstanbul’da özel bir hastanede yapılması gerekiyordu. Birkaç yıl bu sebepten ötürü İstanbul’a gidiş gelişler oldu. Bu durum aile için moral bozucu ve ekonomik olarak yıpratıcıydı. 2 yılın sonunda Hakan’ın tedavisi başarıyla tamamlandı.
Bu süreç içerisinde Hakan’a iyilik ediyormuşcasına her yaptığı davranışa karşı aşırı derecede tolerans gösteriliyordu. Özellikle annesinin bu konudaki tavırları anne şefkatinin ötesindeydi. Hakan da gösterilen bu toleransı sonuna kadar kullandı. 6-7 yaşlarına gelmiş, artık ilkokula başlamıştı. Bulunduğu şehrin en iyi ilkokuluna ve en beğenilen öğretmenine teslim edilmişti. Öğretmeni dersteki başarısı kadar, çocuklara ilgisi ile dikkat çekiyordu. Hakan tenefüslerde terlediğinde atletinin altına havlu koyacak kadar onunla ilgileniyordu. Hakan ise zeka gelişiminde hiçbir sorun olmamasına rağmen herkesin yapabildiği ev ödevlerini bile yapmak istemiyordu. Alerjik astımı da epey hafiflemişti.
Ortaokul ve lise dönemlerinde Hakan’lar aile apartmanında oturuyorlardı. Dede ve babaanne üst katlarındaydı. O günlerde Hakan’ın üzerine sinen sigara kokuları ailesinin pek önemsediği bir şey olmamıştı. 1 yıl içinde de sigara içtiğini açıkça herkese söylemişti. İlginçtir ki bu durumdan anneden babadan çok dede ve babaanne rahatsızlık duyuyor, Hakan için çok üzülüyorlardı. Dede ve babaanne, zaman zaman çocuklarını toruna dikkat etmeleri için uyarıyorlar ama bir sonuç alamıyorlardı. Hakan bu arada alkolle de tanışmıştı...
Babası Hakan’ın okulunda sevilen başarılı bir öğretmendi. Öğrencilerinde gösterdiği başarıyı kendi çocuğunda gösteremiyordu. Çünkü çocuğuna hiçbir alanda bedel ödetmemişlerdi. Ailenin merhamet zannedilen ama aslında çocuk için tabiri caizse uzun vadede bir tuzak olan davranışları vardı. Ne yaparsa yapsın anlayış gösterilmesi, ihmalkarlıklarını ve yanlışlarının görmezden gelinmesi Hakan’ı epey sorumsuzlaştırmıştı.
Yıllar böylece geçerken üniversite sınavı geldi çatmıştı. Hakan’ın sınavdan aldığı puan da sıradan bir öğrencinin alabileceği puanın bile altındaydı. Hiç çalışmadan girilen bir sınavla aslında yine de başarı sayılabilirdi. Hakan okula kaydını yaptırdıktan sonra onun için ev tutuldu, tüm ihtiyaçları düşünüldü. Tüm bunlar olurken ailesi her şeyi Hakan’dan daha fazla dert edinmişti.
Hakan soranlara okul derslerinin çok iyi olduğunu söylüyordu. Dördüncü sınıfa geldiğinde ise alttan bir sürü dersinin olduğu ortaya çıkmıştı. Okulu özel ders desteği olmasına rağmen altıncı yıla kadar uzadı. Ailesi hiç olmazsa kendi memleketlerine yakın bir okulun aynı bölümüne geçiş yaptırmak için girişimde bulundu. Kendi illerindeki üniversiteye geçiş yaptırdılar. Hakan için değişen bir şey olmadı. Hala derslerini veremeyip diplomasını alamadı.
Ne hata yapsa affedilen, istediği şeyler için aile şartları zorlanan Hakan iş hayatına atılma kararı aldı. İstanbul’da kendisine bir iş kuruldu. Bir telekomünikasyon şirketinin bayiliğ olan bu iş için çok acele davranıldığı ve araştırma yapılmadan girildiği için 6 -7 ay sonra büyük bir zararla kapatıldı. Hakan pek emek vermiş olmasa da bu sürecin onu çok yorduğunu düşünüyordu. Bir kaç ay dinlenme isteği gerçekleştikten sonra bir gıda firmasında pazarlama biriminde çalışmaya başladı. En ufak bir sıkıntıya gelemediği için, belli bir tempo gerektiren bu işten kısa sürede usandı.
Aile, kurmaktan; Hakan ise bitirmekten usanmıyordu. Ama bir türlü sorunun çözümüne odaklanılmıyordu. Aradan birkaç ay geçtikten sonra bu sefer kendi yaşadıkları şehirde Hakan’a kozmetik üzerine bir mağaza açtılar. Bir buçuk yıl süren bu macera da zararla sonuçlandı. Hemen sonrasında hiç olmazsa bu arada askerliğini yapsın diye girişimde bulunuldu. Bir hata daha yapıp rahatlık tuzağına düşürdükleri çocuklarına bedelli askerliği tercih ettiler. Normal askerlik belki o güne kadar kaybedilen bazı şeyleri kazanmasına vesile olabilirdi ama bu imkandan da mahrum oldular. Hakan asker ocağının kapısından girmeden askerlik vazifesini yapmış oldu.
Askerlik defteri kapanır kapanmaz yeni gündem evlilikti. Yakışıklı bir genç olan Hakan’la ilgilenen kızların sayısı epey çoktu. Onlardan seçtiği bir tanesiyle yine ailesinin sponsorluğunda evlendi.
İnsan, söz konusu çocuğu olduğunda tüm imkanlarını sererek onu mutlu edebileceğini sanır. Halbuki bu hayatta elde ettiğimiz mutluluk verdiğimiz emekle ilgilidir. İster bir çocuk olsun isterse bir yetişkin, kendi gücü nisbetinde emek vermediği hiçbir şeyden tatmin olamaz. Bir insanın her sorunu başkası tarafından çözülüyorsa o insanın çözüm becerisinin gelişmesi mümkün olabilir mi? Dolayısıyla kişi daha sabırsız, daha marifetsiz, daha mutsuz olmaya başlar. Çevresindeki kişileri daha çok yoran, daha çok yük olan bir pozisyona geçer. Her yaş aldığında sorunları daha çok büyüyen Hakan’ın öyküsü size de tanıdık geldi mi?
💧
Deneyimsel Tasarım Öğretisi ve Karar temalı blog
Deneyimsel Tasarım Öğretisi, insanın amacını amaç edinmiştir.
Hayatta mutlu ve başarılı olmak...
Deneyimsel Tasarım Öğretisi ve Karar temalı blog
Deneyimsel Tasarım Öğretisi, insanın amacını amaç edinmiştir.
Hayatta mutlu ve başarılı olmak...
Nerelerde ne yanlışlar yapmışız... Seminerleriniz sayesinde çözülmez sandığımız meselelerimizi hallettik. Emeği geçen herkese teşekkürler... İyi ki karşılaştık...
YanıtlaSilİlişkilerde Ustalık eğitiminde en sevdiğim konu Bedel :)
YanıtlaSilKaleminize sağlık. 💐 İnsan evladına İyilik yapıyoruz derken ne çok zarar verebiliyormuş .
YanıtlaSilBedel, bedel, bedel… sen nelere kadirsin… bize yapılmadı onlara yapalım diyerek hayatlarını daha çıkmaz hale gelmelerine aracı olmayalım, her taşın altında elleri olsun.. emeğinize sağlık
YanıtlaSilEbeveyn olarak o güzelim çocuklarımızı hayata karşı güçsüz mü bıraktık yoksa... Oysaki biz gücümüzü yetişirken almamış mıydık....
YanıtlaSilGerçekten de insana emek verdiği temas ediyor mutlu ediyor.
YanıtlaSil‘İster bir çocuk olsun isterse bir yetişkin, kendi gücü nisbetinde emek vermediği hiçbir şeyden tatmin olamaz. ‘ çok doğru tespitler. Kaleminize sağlık. 💐
Kaleminlze sağlık.Çok güzel bir yazı.
YanıtlaSilO kadar tanıdık bir öykü ki. İnsan seminerlere ilk başladığında bildiği şeyler anlatılıyor zannediyor. Aslında mesele şu; şahit olduğumuz hayatların neden yaşandığını ve çözüm yolları anlatılıyor. Hemen dibimizde meselelerin çözümleri yani. Her konuda emeği geçen herkese teşekkürler!
YanıtlaSilO kadar tanıdık bir öykü ki. İnsan seminerlere ilk başladığında bildiği şeyler anlatılıyor zannediyor. Aslında mesele şu; şahit olduğumuz hayatların neden yaşandığını ve çözüm yolları anlatılıyor. Hemen dibimizde meselelerin çözümleri yani. Her konuda emeği geçen herkese teşekkürler!
YanıtlaSilCok teşekkür ederim. Hayati konular gerçekten... Yazılarınız ve seminerleriniz ışık tutuyor. Kaleminize sağlık
YanıtlaSil