Ağustos ayının son günleriydi.
Nesrin elinde çay bardağıyla mutfaktan hızlıca çıkarken asılı olan takvime
ilişti gözü. Eylül ayı yaklaşıyordu. Her çocuğu okula giden anne gibi onun da
okul dönemine hazırlık yapması gerekiyordu. Nesrin bu hazırlıklara çoktan
başlamıştı aslında. Okul kıyafetleri, servise yazılma, kırtasiyeden eksikleri
alma... Ama henüz ne kendisi ne de Çağın ruhen hazırlanamamıştı.
Geçen yılki okullarında güzel
anıları yoktu. Hatta orada yaşadıkları sıkıntılar öyle çözülmez hale gelmişti ki okul değiştirmek zorunda kalmışlardı.
‘’Çözülmez’’ kısmı
Nesrin’in aktarımıydı. Aslında insanın hayatında yaşadığı hiçbir problem
çözümsüz değildi. Ama insan o probleme verdiği yanlış cevaplarla problemini
büyütüyor, sonrasında da içinden çıkamayacağını zannediyordu. O büyüyüp sorun
haline gelmiş problemi çözmek yerine ondan kaçmayı tercih ediyordu. İş yerini
değiştirmek, o apartmandan taşınmak, dükkanını taşımak, okulu değiştirmek...
Problem yaşadığı şey ya da yer neresiyse kalıp çözmek yerine ondan uzaklaşmaya
çalışıyordu. Çünkü böyle yaparak ondan kurtulacağını zannediyordu. Oysaki bu
sadece ertelemeye yarayan bir yanılgıydı. Ertelenen her şey büyüyüp yeniden
karşımıza çıkmıyor muydu?
Nesrin ve Çağın’ın problemleri de
çözemeyecekleri boyutta değildi.
Çağın geçen yıl okula yeni
başlamıştı. Ailenin tek çocuğu, hatta ‘’göz bebeği’’ desek yeriydi. Annesi ve
babası birlikte iş yapıyor, yoğun çalışıyor ve güzel de kazanıyorlardı. Çağın’ı
da el bebek gül bebek büyütüyorlardı. ‘’Bir tane çocuğumuz var, imkanlarımız da
iyi’’ diyerek bir şeyinin eksik kalmaması için uğraşıyorlardı. Çağın neredeyse
hiçbir şey için kendisini yormuyor sadece istemesi yeterli oluyordu. Hatta çoğu
zaman o istemeden önüne geliyordu. Onun bir şeyler için uğraşmasına gerek
kalmıyordu. Bu da onu bazı beceri ve marifetlerden eksik bırakıyordu.
Okulda Çağın’dan bir sınıf
üstteki çocuklar onun her şeyinin yeni ve en pahalı markalardan olduğunu fark
etmişti. Bahçede Çağın’ın topuyla oynuyorlar, sınıfta kalemini alıp
gidiyorlardı. Hatta topuyla oynarken onu oynatmıyorlardı. Çağın’ın çok çabuk
eskiyen, kırılan eşyalarından Nesrin bir şeyler olduğunu fark etmişti. Birkaç
kez üst üste sorarak sonunda oğluna olanları anlattırmıştı. Anlattıklarını
duyar duymaz da önce sınıf öğretmenine sonra rehberlik öğretmenine gitmişti. Bu
sorunlar bir türlü çözülmüyor hatta artarak devam ediyordu. En son müdüre kadar
gidip tartışmıştı bile. Nesrin bunlarla uğraşırken yarım dönem geçmiş, Çağın’ın
evde ağlamaları ve okula gitmek istememeleri başlamıştı.
Nihayet yarı dönem karnesiyle
biraz nefes almışlardı. Ne de olsa okuldan biraz uzak kalacaklardı. Nesrin
hemen bir turizm firmasını arayarak tatil satın almış ve ailecek iki hafta
tatil yapmışlardı. Tatili aldıktan sonra da şehrin diğer iyi olan okuluna gidip
Çağın’ın kaydını oraya aldırmıştı.
‘’Önce bir güzel tatil yapar
ailecek dinleniriz. Sonrasında da Çağın yeni okuluna başlar ve bu çocuklardan
kurtulmuş oluruz!’’ demişti kendi kendine.
Çağın’a bunu söylediğinde Çağın
önce öğretmenleri ve arkadaşlarından ayrılmak istememişti. Fakat o çocukları
bir daha görmeyeceği söylenince o da çok sevinmişti. Böylelikle Çağın birinci
sınıfı bitirmişti. Şimdi ikinci sınıf vakti gelmiş ve eski okulları maddi
sıkıntılardan dolayı kapanmıştı. Oradaki çocuklar Çağın’ın okuluna nakil
edilmişti. Bu demekti ki sorun yaşadıkları çocuklarla yine aynı okulda
olacaktı. Peki Nesrin şimdi ne yapacaktı? Düşüncelere dalmıştı...
Yeni bir okula geçseler nasıl
olurdu? Zaten küçük bir şehirde yaşıyorlardı ve gidebilecekleri iyi okul sayısı
ikiydi. İki tanesi de elenmişti.
O çocukların ailesiyle konuşsa
nasıl olurdu? Geçen yıl konuşmuştu ama bir değişiklik olmamıştı.
Bu yılki okulun müdürüne ve
rehber öğretmenine durumu anlatsa nasıl olurdu? Hemen arayıp anlatmıştı. Onlar
da aynı sınıfta ve katta olmadıkları için sorun yaşamayacaklarını
söylemişlerdi. Ama Nesrin’in içi hiç rahat değildi.
Annesinin geçen yıl söyledikleri
aklına geldi. O zaman annesine kızmış cümlesini tamamlamasına bile izin
vermemişti. Acaba haklı olabilir miydi? Sorun gerçekten de Çağın’ın güçlenmesi
ve özgüvenini artırmasıyla çözülebilir miydi? Güçsüz olmasının sebebinin
bizim çok fazla imkan sunmamızla alakası var mıydı? Okulu değiştirmek gerçekten
de çözüm olmamıştı. Hatta durum daha da büyümüştü, onları iyice sıkıştırmıştı.
Eline telefonu aldı ve annesini
aradı:
“Anne yarım saate size geliyorum,
biraz konuşalım mı?” dedi.
Okul değiştirmenin kalıcı bir çözüm olmadığını anlamıştı. Şimdi gerçek çözümün ne olduğunu bulmak için uğraşacaktı. Bunun için de annesinin bahsettiği şu fazla imkan sunma olayını sormak istiyordu.
Çağıııın! Hazırlan oğlum, 5 dakikaya evden çıkıyoruz.
Anne ben nasıl hazırlanayım sen beni giydirsene! Ayrıca oyun oynuyorum, gitmek istemiyorum.
Çağın, 8 yaşındasın artık kendin giyinmelisin!
Son cümleyi kurarken Nesrin de
biliyordu eninde sonunda oğlunu kendisinin giydireceğini. Aslında anne ve
oğulun şu kısa konuşması bile problemin nedeninin işaretlerini veriyordu. Neyse
Nesrin annesinden dinleyecekti…
İnsan bazen yetiştirme
sorumluluğunda olduğu kişilerin problemlerini üstlenmeye kalkar. İmkanlarını
sonuna kadar kullanarak karşısındaki kişinin yoluna çıkan tüm taşları
kaldırmaya çalışır. Bu durum problemleri başkası tarafından çözülen bireylerin, çözüm marifetini kaybetmesine sebep olur. İnsanlara problemlerini çözmeleri
konusunda elbette destek olabiliriz. Ancak gerçekten fayda sağlamak istiyorsak
bizim karşımızdakine olan desteğimiz, onun kendisine olan desteğinden fazla
olmamalıdır.
💧
Deneyimsel Tasarım Öğretisi ve Karar temalı blog
Deneyimsel Tasarım Öğretisi, insanın amacını amaç edinmiştir.
Hayatta mutlu ve başarılı olmak...
Deneyimsel Tasarım Öğretisi ve Karar temalı blog
Deneyimsel Tasarım Öğretisi, insanın amacını amaç edinmiştir.
Hayatta mutlu ve başarılı olmak...

Asıl problemi çözmeye yönelebilmek dileğiyle elinize sağlık 🌸
YanıtlaSilProblemi dış dünyada aramak insanın nefsine daha kolay geliyor, çünkü kişinin aynaya bakması çok zorrr…
YanıtlaSilTam da bu dönemde ihtiyacımız olan bilgiler... Kaleminize sağlık :)
YanıtlaSilKaleminize sağlık💐 Malesef sık yaptığımız hatalar. Hele çocuklarımız olunca kıyamıyoruz bahanesiyle yetişmelerine engel oluyoruz. Yetişmelerine imkan verip engel değil destek olabilmek ümidiyle . Çok teşekkürler.
YanıtlaSilErtelenen her şey büyür. Başımıza gelen bir problem veya soru biz onu çözelim diye gelir. Halının altına süpürelim diye değil. Ertelediğimiz veya çözmek istemediğimiz her sorun biza saha büyük bir problem olarak gelir. Çok güzel bir yazı olmuş. Zihninize, elinize sağlık...
YanıtlaSil“İnsan bazen yetiştirme sorumluluğunda olduğu kişilerin problemlerini üstlenmeye kalkar. İmkanlarını sonuna kadar kullanarak karşısındaki kişinin yoluna çıkan tüm taşları kaldırmaya çalışır..” insan o zaman problemlerin çözüldüğünü zannediyor, oysa ki kişi kendi problemini çözemedikçe, problemleri büyüyor.. yapılması gereken başkalarının problemini çözmek değil, onun problem çözme marifetini geliştirmek
YanıtlaSilher seçim bir problem... problem ise yarının marifetine işaret
YanıtlaSilHer şeyi yapmak yetiştirmek değil... Çocuğa ne kadar sorumluluk verebiliyoruz? Elinize sağlık...
YanıtlaSilProblemi ertelemek, görmezden gelmek ya da yerini değiştirmek bize çözüm hakkı vermez. Ve çocuğunda olsa onun adına, onun problemini çözemezsin. Ona hayatta yapacağın iyilik, çözüm marifetini geliştirebilmesini sağlamak olacaktır. Kaleminize sağlık...
YanıtlaSilErtelenen her şey fazlasıyla büyüyüp karşımıza çıkar...
YanıtlaSilİnsan bazen yetiştirme sorumluluğunda olduğu kişilerin problemlerini üstlenmeye kalkar. En çok yanıldığımız yer ...
YanıtlaSilKaleminize sağlık tebrik ederim :) hem yazılarınız hem seminerlerinizle hayatımıza ışık tutuyorsunuz :)
YanıtlaSilGerçek çözümlerin stratejisini hayatımıza uygulayabilmek..
YanıtlaSilİnsan Gerçek sorunu iyi anlayıp kabul edince çözümde kolay bulunuyor . 🙏😊
YanıtlaSil