Kenarda duran fotoğrafına bakıyordu; gözleri ışıl ışıl parlayan bir çocuktu. Hiç eksilmeyen tebessümü neredeyse tüm suratını kaplıyordu. Üzerinde mor elbisesi, beyaz dantelli çorapları, beyaz ayakkabılarıyla pek şıktı.
Yavaşça kalkarak salona gitti ve hem de albümü aldı. Günlüğü de albümün yanındaydı. diğer fotoğraflara bakarken derinlere daldı. Ve hüzünle gözlerinde ki ışıltıyı ne zaman kaybettiğini düşündü. Bunu da günlüğüne not aldı kırık bir kalp resmi çizerek.Dedesi ve ananesi ile lunaparkta çektirdikleri fotoğrafa takılı kaldı. O resimde sadece on üç yaşındaydı.
Her hafta sonu
dede anane günleriydi. Çarşıya giderler, yemek yerler, istediği şeyleri alıp
tüm gün gezerlerdi. Süreyya onlarla çok mutlu olurdu. Ve yeni haftanın
başlamasını hiç istemezdi.
Büyüdü genç kız
oldu...
Okuldan mezun
olup iş hayatına atıldı...
Evlendi...
Tüm bu
süreçlerinde de hep ihtiyaç gören tarafta oldu.
Kimseden bir şey istemez ve biri de bir şey vermek istediğinde de almazdı. Hep veren tarafta olmayı kendine görev edinmişti.
Hayatına dönüp baktığında, benzer olayların sürekliliğini fark etti. Hep benzer olaylarla karşılaşıyordu. Ve sonuçlarda da hep benzer sonuçlar tekrar ediyordu. Bu tekrarlardan dolayı kendini bahtsız zannederdi.
Bu da onun çevresi tarafından yanlış anlaşılmasına sebep oluyordu. İnsan bazen kendi hayatını yaşarken; sanki başkasının hayatını izliyormuş ya da yaşıyormuş gibi hisseder. Süreyya’da genelde böyle hissediyordu kendiyle ilgili.
Olaylar
karşısında herkes gibi hissetmediğini düşünürdü ve kendini yanmaz tava gibi
hissederdi.
Yanlış bir
şeyler yaptığını fark ediyordu. İnsan
doğru davranışlar sergilediğinde mutluluğuna, gözlerinin ışıltısına,
tebessümüne ve sözlerine yansırdı çünkü. O da gün geçtikçe daha da
bireyselleşmiş ve yalnızlaştırmıştı. Süreyya kimseyle ilişkisinde sevgi
hissetmiyordu. Sohbetlerin konusu genelde onun olumsuz davranışlarıyla ilgili
olurdu. O herkesten kaçtıkça herkes onunla uğraşıyordu.
Sormamasına rağmen giyiminden makyajına kadar, iletişim stiline kadar yorum yapılıyordu. Bu durum Süreyya’yı çok rahatsız ediyordu. Çevresindeki kişilerin bu davranışlarına anlam veremiyordu. İnsanların bu davranışlarından dolayı bazen kendisinden şüphe ederdi ve kötü biri olduğunu düşünürdü. Arkadaşlarının, akrabalarının hiç bir doğum gününü atlamaz hediyeler alırdı ve bayramlarda da arardı muhakkak. Ama ne hediyelerin ne de kendisinin bir anlamı olmadığını anlamıştı.
İlişkilere emek vermek; karşısındakinin ihtiyacını karşılamak değerli bir şey. Fakat insan tek taraflı bunu yaptığında aşırılaşıyor. Ve bu denge bozuldukça karşısındakine düşkünleşiyor. Adeta görünmez, duyulmaz ve hissedilmez oluyor onlar için. Hayatta her şeyin bir dengesi var ve her şeyin bir kıvamı var. Susuzluktan yakınırken çok yağmur yağdığında fayda veren su sellere dönüşüp zarara sebebiyet vermesi gibi diye düşündü.
İnsan da
ilişkilerde dengeden çıkıp aşırılaştığında ilişkileri bozuluyor ve aynı hataları
tekrar ettikçe de işler iyice karışıyor. Durumu tam da buydu aslında,
anlamıştı...
İşlerin karışmaması için dengelerin korunması önemli. Hep veren tarafta olması onun doğru düşünmesini de engelliyor. İnsanın verebilir olması çok değerli ama karşının ihtiyacını belirleyip verebilmesi çok daha önemli. O zaman alış veriş dengesini sağlar hale gelebiliyor insan. Yoksa insan hep aynı şeyleri yapıp sonuçlarının değişmemesinden dolayı bahtsız olduğunu düşünüyordu tıpkı kendisi gibi diye düşündü Süreyya.
Çalıştığı yerde evliler vardı, onlar evlerine gidebilsin diye onlar için fazla mesai yapardı. Ailesinde de her ne iş halledilecek ise Süreyya’yı aralardı. O da bazen evine bile uğramadan onların derdine derman olmaya çalışırdı.
İnsanın çevresindekilerin ihtiyacını gidermesi iyi bir şeydi. Ama her şeyde bir sınır olduğu gibi bunun da bir sınırı vardı. Sınırlar aşıldıkça dengeler bozuluyor. Beklentiler değişiyor ve ilişkiler istenmeyen boyutlarda üzüntülere sebebiyet verir hale geliyor.
Herkes payına
düşen sorumluluğu aldığında sınırlar yerini buluyor ve her şey dengeye geliyor
bu da insanları birleştiriyor. Aşırılık olunca da tam zıttı gerçekleşiyor. Derin bir iç
çekti ve ilişkilerindeki Süreyya’yı gözden geçirmeye karar verdi. Herkesin sınıra
ihtiyacı var, insan o sınırı koyamayınca kendi sınırları da kayboluyor diye
yazdı sayfanın sonuna.
💧
Deneyimsel Tasarım Öğretisi ve Karar temalı blog
Deneyimsel Tasarım Öğretisi, insanın amacını amaç edinmiştir. Hayatta mutlu ve başarılı olmak...
Deneyimsel Tasarım Öğretisi ve Karar temalı blog

Sınırlar aşıldıkça dengeler bozuluyor. Sadece bu yasa ile bütün ilişkiler dengeye gelir.
YanıtlaSilKaleminize sağlık, ne kadar da hayatımızın içinden...
YanıtlaSilSüreyya dan kendime bi pay buldum… bu makalenin karşıma çıkmasıda tesadüften ibaret değil. Allah razı olsun sizlerden
YanıtlaSilSınırlı olduğumuzu her şeye,yetip yetişemeyecegimizi ve herkesin isteklerini, ihtiyaçlarını karşılayamayacagimizi önce bizim kabullenmemiz gerekirdi halbuki 🫰🏻
YanıtlaSilKendimi buldum yine,kaleminize yüreğinize sağlık
YanıtlaSilSadece vermeyi istemek almaktan imtina etmek
YanıtlaSilNe başkasının sınırına görmeliyiz, ne sınırlarımıza girmelerine müsade etmeliyiz. İnsan sınırları aşınca aşırılığa gidiyor. Elinize sağlık
YanıtlaSilSınrları olan insan ayrıcalıklı oluyor. Emeklerinize sağlık teşekkür ederim..
YanıtlaSilSınırlarımızı koyabilecek güçte olmamızı sağladığınız için teşekkür ediyorum..
YanıtlaSilKendimizi kıymetlendirenlerden, sınırları olanlardan, aşırılığa gitmeyenlerden olalım. Kaleminize sağlık....
YanıtlaSilÇok basit gibi görünen ama aslında ne kadar derin ve önemli bir konu sınır... Ah keşke çizmek de korumak da kolay olsa ama ne mümkün... Öğrenmek ve uygulamak gerekir sanırım. Sınır nasıl çilizilir ve nasıl korunur?
YanıtlaSilSınırlarımızı korumak ne kadar da kıymetliymiş meğer
YanıtlaSilİnsanın yaptığı hatalardan biri *miktar artırmaya meyilli olması...* ne yapıyorsa daha fazla yaptığında daha iyi olacağını düşünmesi... Ne yazık ki bu ilişkinin dengesini bozuyor
YanıtlaSil