Sabahın ilk ışığı odayı aydınlatırken ...
Güneş yavaş yavaş yüzünü göstermeye başlamıştı,
pencerenin perdesinden süzülen ışık, odanın köşesini yumuşak bir sarılığa
boyuyordu. Masanın üstü sanki uzun
süredir hiç dokunulmamış gibiydi. Üzerinde kalem izleriyle sararmış bir not
defteri, ucu kırılmış bir kurşun kalem, yarım kalmış bir yazı…
Kerem’in gözü yatağından kalkar kalkmaz kâğıtta yazan o anlamlı cümleye takılmıştı
“Yarın kesin başlayacağım.”
Yarın…
Ne çok şey
sığdırılmıştı o iki heceye…
Kahvaltı bile etmeden evden telaşla çıkmıştı. Sokak
lambalarının aydınlattığı yoldan hızlı adımlarla yürüyor, bir yandan da kağıtta
yazan o yazıyı düşünüyordu.
“ Gözümüzü yoran ama kalbimize dokunmayan, sıradan küçük
detaylar. Kurumuş çiçekler, tozlanmış kitaplar, açılmamış e-postalar, biriken
ama unutulmuş işler…” diye geçirdi içinden.
Aslında başlanmayan her şeyin yük olduğunu bir anlasa
insan…
Ama biz…
Görmemezlikten
gelmeyi seçtik.
Kerem işe geldiğinde kafasının içinde her şey allak
bullaktı. Bir yandan saatler ilerliyordu. Ama zihni, o sabahın gölgesinde asılı
kalmış, derin düşüncelere dalmıştı…
Güne başlarken içinde bir şey hâlâ eksikti; sanki yapması
gerekeni bilip de yapmamak, içinde biriken ertelenmiş işler yığını sessizce
büyümeye devam ediyordu.
“Neden yine erteledim yapmam gerekenleri?” diye içinden
geçirdi.
Cevabı aslında biliyordu.
Cesaret, konfor alanının sınırında biterdi.
O ise çoğu zaman,
rahatsız olsa bile alıştığı o alanın dışına çıkmaktan korkuyordu.
Öğle vakti olmuş, herkes yemek molasına çıkmıştı. Ortamı
sessizlik kaplamıştı ama Kerem’in aklı hâlâ sabahın gölgesinde asılı kalmıştı.
İçinde bir şey eksikti; yapılması gerekeni bilip de yapmamanın bıraktığı o
sessiz, ağır his…
Kerem telefonuna gelen mesajla sıçradı.
“Bugün hedefini tamamladın mı?”
Ekrana uzun uzun baktı. Tam o sırada yan masadan Aslı’nın
sesi geldi:
“Sen hâlâ başlamadın mı Ahmet bey’in işine?”. Yarı tebessümlü,
yarı utangaç bir tavırla
“Daha zamanımız var. Öğleden sonra yaparım.”
“Öğleden sonra da toplantı var. Yine yarına mı kalacak?”
Birden içinde sıkışan o kelime tekrar yankılandı: “
Yarın…
Kerem için artık bu kelime sadece bir günün ertelenmesi
değil; özgüvenin, hayalin ve motivasyonun da bir adım geri gitmesiydi. Diyaloglar
uzar, sorumluluklar bekler; biz ise hep “daha uygun” bir an hayal ederiz.
Ama o an hiç gelmez.
Ve o küçük işler, küçük ihmaller… Zamanla dağ gibi büyür
gider…
Büyüklerimiz “yılanın başını küçükken ezeceksin” derlerdi.
Hayatta da her şey öyle değil mi? Yapmadığımız ertelediğimiz her şey dağ gibi karşımıza çıkıyor mu?Kerem'in de akşam ofisi terk ederken omuzlarına çöken yorgunluk sadece işten değil, ertelediği işlerin ağırlığıydı.
Eve döndüğünde odasına çekildi ve “bugün de olmadı,” dedi
kendi kendine.
Bazen bir konuşmayı ertelediği için küsen insanlar, bazen
yapmayı planladığı ama hep yarım bıraktığı hayaller, hepsi sessizce büyüyordu,
beraberinde ona bir yükte getiriyordu. Uzun aradan sonra dostlarıyla bir araya
gelmişlerdi. Konu yine aynı yere gelmişti.
“ Neden
erteliyoruz ki sizce bunca şeyi?” diye sordu Füsun
-“Belki korkuyoruz, o sorumluluğu almak istemiyoruz.” dedi Furkan
Kerem ise kısık bir sesle
-”Belki de basit görüp umursamıyoruz.”
-“Ya da kendimizi yeterli görmüyoruz.”
“Ama her erteleyiş, beraberinde başka yük getirir.” dedi.
‘’Peki, büyüyen sadece işler mi?’’
‘’Tabi ki hayır. Bir süre sonra suçluluk da büyür,
pişmanlık da…”
Gün geçer, takvim ilerler ama biz hep aynı cümlede takılı
kalırız:
“Başlayacağım… ama sonra!”
Hayat ileriye doğru akar; bizse hep geri sayarız.
“Yarın başlarım… Pazartesi kesin… Yeni yılda mutlaka…”
Ama ertelenen her şey büyür.
Görmezden gelinen kırgınlıklar büyür, sessizliğe dönüşür.
Başlanmayan bir iş, tutulmayan sözler, yazılmayan
mektuplar… Hepsi büyür.
Ve sonunda insan, kendi erteledikleri altında ezilir.
Gecenin bitiminde ayrılırken hepsi ortak bir karar
almışlardı.
“Bugün küçücük bir adım at. Başlamaktan korktuğun
şeye yaklaş ve onunla yüzleş.”
Kerem eve dönüş yolunda arkadaşları ile aldıkları kararı
düşünüyordu.
Hiçbir şey,
başladığın gün kadar zor olmayacaktı.
Bugün; yeniden başlamak, yükleri azaltmak ve hafiflemek
için en doğru zaman olabilir. Diye geçirdi içinden. Sonra devam etti.
Hatırla!
Zaman, merhem değildir.
Ertelenmiş şeyleri iyileştirmez; sadece büyütür.
Ve unutma!
Bazen tek yapman gereken şey, “yarın” demeyi bırakıp
bugün bir adım atmaktır.
Şimdi derin bir nefes al ve düşün hangi yükü büyütmeden
bırakabilirsin?” dedi
Eve geldiğinde çok yorgundu ama artık ne yapacağını
bilmenin mutluluğu ile huzurlu bir şekilde uykuya daldı.
💧
Deneyimsel Tasarım Öğretisi ve Karar temalı blog
Deneyimsel Tasarım Öğretisi, insanın amacını amaç edinmiştir. Hayatta mutlu ve başarılı olmak...
" İnsanoğlunun, yeryüzünde var olduğundan beri, en büyük dostu ve düşmanı hiç değişmedi. Aynadaki kişi..." Yahya Hamurcu
Sakınmada UstalıkDesigner (Strateji Tasarımcılığı)
💧
Artık ertelemiyoruz. İşe koyuluyoruz
YanıtlaSilKüçük bir adım atarak her şeyin çığ gibi üzerimize gelmesinden kurtulmak..
YanıtlaSilGerçekten bitiremediğimiz o işlerin üstesinden gelmenin yolu o küçücük adım olduğunu kabul etsek herseyin üstesinden gelmeyi başaracağız.
YanıtlaSilbaşlamak ne zor geliyor bazı insanlara.. duyguları anlayan bir yazı.. emeğinize sağlık..
YanıtlaSilO gün bu gün olabilir mi? Erteledikce biğyüyorsa şuan benim bir şeye karar vermem gerekmez mi?
YanıtlaSilYarın yaparım demeden . Bu gün 1 kalemi kalem kutuya bırakabiliyormuyuz?
Bazen tek yapman gereken şey, “yarın” demeyi bırakıp bugün bir adım atmaktır...nasip olsun inşAllah
YanıtlaSilYarın...o kadar çabuk geliyor ki
YanıtlaSilNe yapacağını bilmenin huzuru ve mutluluğu...en büyük ihtiyaç :)
YanıtlaSilMetin, içsel bir uyanışı ve karar verme anının ağırlığını çok sade ama etkili bir dille anlatıyor. “Sabahın ilk ışığı” gibi imgeler duygusal bir atmosfer kuruyor ve okuyucuyu yazarın iç dünyasına çekiyor. Güçlü bir başlangıca sahip; hem kişisel hem de evrensel bir sorgulama hissi veriyor.
YanıtlaSil‘Bugünden tezi yok’ diyelim ozaman :)
YanıtlaSilEn basit olan şeyden başlamalı öyleyse.
YanıtlaSilEllerinize sağlık 🌸
Ellerinize emeklerinize sağlık 🌺
YanıtlaSilGüncel bir soruna değinmeniz, mesajınızı vermeniz oldukça iyi 🥰
Ertemenin insanda oluşturduğu o yükler çok güzel anlatılmış. Tam da öyle oluyor.
YanıtlaSilErtelemek, ertelemek, ertelemek... Görünmeyen gizli ve büyük bir hastalık... Gerçekten de insanın özgüvenini ve motivasyonunu bitiriyor. Ertelemeden haydi eyleme geçelim...
YanıtlaSilErtelemek, üşenmek …. Vazgeçmek. İnsana iyi gelmiyor
YanıtlaSilİlk adım sonraki adımların yolunu, yönünü ve zamanını belirler. Yeter ki o ilk adım atılsın....
YanıtlaSilNe kadar hayatın içinden bir yazı olmuş.Okurken ,sürekli.yarına erteleyip, anlık olarak kendimizi rahatlattığımız, sonrasında ise işin içinden çıkamadığımız neler var diye düşündüm.Ellerinize sağlık🥰
YanıtlaSilİnsanın bir şeye karar verip ertelemeden o adımı atabilmesi. Aslında bir çok şeyin de çözümü. Şimdi bizlerde hayatımızda ertelediğimiz ne varsa bakıp hemen küçük bir adım atsak ne iyi olur. Elinize sağlık
YanıtlaSilZor işler küçük işlerin birikmesi ile oluşur
YanıtlaSilBugün de olmadı cümlesinin ağırlığı ve eziyeti insanın kendine yaptığı çok büyük zulümlerden… kendimi tonlarca şey taşıyan yük gemisi gibi hissediyorum ve bu durum hareketimi, ilerlememi çok kısıtlıyor. Çok şükür ki yolum Deneyimsel Öğreti ile kesişmiş. “Aza kibir etmemek, ertelenen her şey büyür…” gibi öğrendiğim pek çok yasa beni dünüme göre daha iyi yaptı. Yazınız içimdeki acıyı hatırlattı ama şifa oldu kaleminize sağlık:)
YanıtlaSilBu başlamak için bir işaret halde:)
YanıtlaSilKaleminize sağlık 🌸
Bu başlamak için bir işaret halde:)
YanıtlaSilKaleminize sağlık 🌸
Ertelemeden işe başlama konforu...
YanıtlaSilEline kalemine sağlık ✨