Kırmızı Çizgiler

Fatma, annesinin aylardır bin bir uğraşla ördüğü kırmızı şapkayı takarak dışarı çıktı. Kendisini bildiğinden beri kırmızıyı hep seviyordu. Gelincikler arasında yürürken, masaldaki Kırmızı Başlıklı Kız aklına geldi. Gökyüzünün mavisi, çimenlerin yeşili ve çiçeklerin hercaisi ile renklerin güzelliğini düşündü. Her rengin onda farklı duygular uyandırdığını fark etti. Özellikle kırmızının uyandırdığı duyguyu çok seviyordu. Ona göre renkler konuşuyordu, en çok da kırmızı konuşuyordu.

Kırmızı, çocukluk hatıralarında hep vardı. Kırmızı balık tekerlemesini, sevdiği meyveleri; elma, nar, kiraz, çilek gibi tatları hatırlıyordu. İştah açan yiyecekler arasında kızamık şekeri ve kıpkırmızı elma şekeri de vardı. Okumayı öğrendiğinde yakasına takılan kırmızı kurdele onun için bir başarı nişanıydı. 


Sevgi, çoğu zaman hatta aşk bile kırmızı renklerle anlatılır. İnsanlar, kırmızı kalplerle pek çok mesaj yazıyor. Bir gül, tek aşkın sembolüdür. Kucak dolusu gül ise evlilik teklifini simgeler. Kırmızı mercan, onun uğurlu taşıdır. Özel günlerde kırmızı giymek ise iltifat garantisi sağlar. Trafikte kırmızı ışık, saygı ve dikkat anlamına gelir.
 

Kanın rengi kırmızıdır; kan bağı ve kardeşlik bağı da bununla ilişkilidir.

Utanma da öfke de kırmızıdır: birinde masumiyet, diğerinde ise ateş saklıdır. Kırmızı kalem, altı çizilmesi ve fark edilmesi gereken şeyleri işaret eder. 

Ve elbette bizim bayrağımız da kırmızı; birleştirir, güçlendirir, anlamlarını hatırlatırdı. Bu yüzden “kırmızı çizgi” önemdi, sınırdı, özen demekti.

Tüm kırmızıların, hissettirdiklerini zihninden geçtiği gibi sıralamayı başarmıştı. 

Son sıraya sakladığı “Kırmızı çizgi”nin önemini ve sınır anlamını düşünürken, bu kavram onda farklı kapılar açtı. Hayat, öyle önemli bir sahnede, kendine sürekli sorduğu sorunun cevabını kendi ağzıyla kendisine duyurdu: “Kırmızı çizgi.” 

Hayatı boyunca sınırları olan biri olmadığını fark etti. Yaşantısında ve ilişkilerinde kırmızı çizgileri yoktu. Çevresindeki hiç kimse, onun için “Fatma bunu asla kabul etmez” ya da “Fatma buna çok sinirlenir” gibi cümleler kurmamıştı. İnsanlar, kolaylıkla onun hayatına dahil olup istedikleri gibi davranabiliyorlardı. Onu üzüp, kırabiliyorlardı. Bütün bunlara kendisi izin verdiğini fark ettiğinde canı acıdı. Birden içini kocaman bir hüzün kapladı. İlişkilerinin çoğunda sınır olmadığını gördü ne ailesinde ne arkadaş çevresinde ne de iş ilişkilerinde. En önemlisi de kendisiyle olan ilişkisinde sınır yoktu.

Yaşadığı onca zorluğun sebebini o anda fark etmeye başladı. Ve deli gibi sevdiği adamdan ayrılmasının, aylarca kendisini odaya mahkûm edip üzüntü çekmesinin asıl kaynağının da kendisi olduğunu anladı.

“Hayatta karşılaştığım onca problemin tek kaynağı sınır koymamakmış” dedi. Bir anda geçmişe geri dönüş bileti almış gibi hissetti. 

“Meğer yaşadığım şeylerin suçlusu kendimmişim” diye sayıklamaya başlamıştı. Adımları da yavaşladı. Rahmetli babasının her olayı ve durumu getirdiği yere gelmişti.

‘İnsan haddini bilmeli’

‘Haddini bilmek; sınırını, gücünü, kapasiteni bilmektir. Ölçüyü ve hayatı bilmektir.’ Babası, birinin borçlandığını, boşandığını, yanlış yaptığını veya bir şekilde mutsuz olduğunu duyar duymaz hemen formülünü söylerdi: ‘Haddini bilseydi…’

Fatma’nın kafasında kişiler ve olaylar dizi filme dönüşmek üzereyken, yerdeki taşa ayağı takıldı. Sendeledi ve kendine geldi. "Geçmişi temizlemenin vakti geldi. Haddimi bilmememin acısını yeterince çektim." dedi.

Heyecanla ve problemini fark etmiş olmanın huzuruyla gülümsedi, umudu arttı. Hayatın altın kuralını yine kırmızı sayesinde öğrenmişti. Sınır; koruma ve güvendi.

O ana kadar suçladığı herkesten ve her şeyden, en çok da kendisinden özür diledi. Artık nereden başlayacağını ve neleri değiştirmesi gerektiğini biliyordu. Bunun verdiği güç ve umutla evin kapısını açtı.

Hayata ve sunduğu tüm kırmızılara teşekkür ederek şapkasını portmantoya astı. Duvarda babasının gülümseyen fotoğrafına baktı. Sınır artık daha anlamlı bir kavramdı; duvardaki çerçeve, babasının fotoğrafının sınırıydı. Anıları ise hafızasının sınırıydı.

Kırmızı kendini anlatmıştı; herkes kendi anısına ve sınırlarına dalmıştı. Yarınlar  daha umutlu görünüyordu.

Fatma derin bir nefes aldı. Yaşamındaki belirsizliklerin ona kattığı deneyimi, babasının sözleriyle birleştirdiğinde, artık hayatının direksiyonunda kendisinin oturduğunu hissetti. Geçmişin yüklerinden sıyrılıp, yeni sınırlarını çizerken, gözlerinde farklı bir ışık parladı. Kendine verdiği sözü tekrarladı: "Bundan sonra, kendi sınırlarımı koruyacağım ve kimsenin çizgilerimi geçmesine izin vermeyeceğim." O an, içinde yeni bir umut filizlendi; her yeni günün, kendi kırmızı çizgileriyle daha güçlü bir Fatma doğuracağına inandı. Ve yoluna, babasının gülüşündeki sıcaklıkla, gönlünde huzur ve kararlılıkla devam etti. 

                                                   💧

Deneyimsel Tasarım Öğretisi ve Karar temalı blog

Deneyimsel Tasarım Öğretisi, insanın amacını amaç edinmiştir. 
Hayatta mutlu ve başarılı olmak...

" İnsanoğlunun, yeryüzünde var olduğundan beri, en büyük dostu ve düşmanı hiç değişmedi. Aynadaki kişi..."  Yahya Hamurcu

Sakınmada Ustalık
Designer (Strateji Tasarımcılığı)

💧

 

 

 

 

                 

Yorumlar

  1. Bizi aşağı çeken ilişkilere scarlet diyoruz ve sınır koyuyoruz:) teşekkürler çok kefli bir okumaydı.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder